24 Ocak 2016 Pazar

23 Ocak

Sen gittikten sonra havanın soğukluğu yüzümü bıçak gibi kesmeye yemin etmiş gibiydi. Seninle otobüse bindiğimiz yerden altunizadeye kadar trafik vardı. Otobüs beklemeye başlamadan bir sonraki durağa yürümeye başladım. Nefesim artık istediğin gibi kokmuyordu. Gittiğin için bir miktar üzülüp, seni düşünürken bir sigara yakmıştım. Yokuş aşağı Kadıköy’e yürürken soğuk yüzüme vurmaktan yorulmamıştı ve ben senin elinin sıcaklığını hayal ederek elimi, göğsünün sıcaklığını hayal ederek yüzümü, bedeninin sıcaklığını hayal ederek vücudumu sıcak tutmaya çalışarak yürüyordum. Yaklaşık 45 dakikalık bir yürüyüşün ardından eve geldim. Karnım aç değildi, bilgisayar başına oturup havaalanında çektiğiniz fotoğrafa baktım.Seni düşündüm. Sen olmadığın zamanlar, elim bir parça hep soğuk hem kapalı hem açık alanlarında İstanbul’un.
Ama yine de bahsedip seni oralarda üzmek istemedim.
Yemek için malzeme alışverişi yaptıktan sonra eve geldim. Malzemeleri hazırlayıp biraz internette oyalandıktan sonra seninle dün akşam izlediğimiz filmi açtım. The Intern. Geçtim karşısına oturdum filmin. Gözlerimi kapattım ve göğsümde yattığın anı düşledim. Filmi izlememin sebebi, senin benim göğsümde yatışını zihnimde daha iyi canlandırabilmekti. Öyle de oldu. Sen göğsümde yatıyormuşçasına mutlu uyudum.

Özlerim.