Sen gittikten
sonra havanın soğukluğu yüzümü bıçak gibi kesmeye yemin etmiş gibiydi. Seninle otobüse
bindiğimiz yerden altunizadeye kadar trafik vardı. Otobüs beklemeye başlamadan
bir sonraki durağa yürümeye başladım. Nefesim artık istediğin gibi kokmuyordu.
Gittiğin için bir miktar üzülüp, seni düşünürken bir sigara yakmıştım. Yokuş
aşağı Kadıköy’e yürürken soğuk yüzüme vurmaktan yorulmamıştı ve ben senin
elinin sıcaklığını hayal ederek elimi, göğsünün sıcaklığını hayal ederek
yüzümü, bedeninin sıcaklığını hayal ederek vücudumu sıcak tutmaya çalışarak yürüyordum. Yaklaşık 45 dakikalık bir yürüyüşün ardından eve geldim.
Karnım aç değildi, bilgisayar başına oturup havaalanında çektiğiniz fotoğrafa
baktım.Seni düşündüm. Sen olmadığın zamanlar, elim bir parça
hep soğuk hem kapalı hem açık alanlarında İstanbul’un.
Ama yine de
bahsedip seni oralarda üzmek istemedim.
Yemek için
malzeme alışverişi yaptıktan sonra eve geldim. Malzemeleri hazırlayıp biraz
internette oyalandıktan sonra seninle dün akşam izlediğimiz filmi açtım. The
Intern. Geçtim karşısına oturdum filmin. Gözlerimi kapattım ve göğsümde
yattığın anı düşledim. Filmi izlememin sebebi, senin benim göğsümde yatışını
zihnimde daha iyi canlandırabilmekti. Öyle de oldu. Sen göğsümde
yatıyormuşçasına mutlu uyudum.
Özlerim.